Çocuk, ihtiyacı olan tüm bilgi ve becerilerle donanımlı olarak dünyaya gelmez. Çocuğa yeni öğrenme ve fırsat ve olanakları sağlayan çevre, onun gelecekteki başarısı açısından önem taşır. Bu nedenle erken gelişim yılları, birçok araştırmacı tarafından, zekâ, kişilik ve sosyal davranış şekillenmesi açısından son derece önemli bulunmuştur.
Erken gelişim dönemlerinde verilen eğitimin çocukların gelişimleri üzerinde uzun vadeli etkileri olduğunu ortaya koyan araştırmalar, özellikle bu dönemdeki eğitimin niteliğinin önemini vurgulamaktadır. Anaokulunun temel amacı, çocuğun doğuştan getirdiği potansiyeli üst düzeye çıkarmaktır.
Anaokulu, çocuğa en iyi örgütlenmiş oyun ortamı sağlayan bir kurum niteliğindedir. Çocuk bu ortamda kendine bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişim olanağı bulur. Toplu yaşam kuralları öğrenir. Yardımlaşma ve işbirliği duygusunu geliştirir. Bu arada, kendi hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi de öğrenir.
Anaokulunda renk, sayı ve kavramlar çocuğun düşüncesine uygun bir biçimde somuta indirgenerek verilir. Parmak boyası, resim faaliyetleri, jimnastik ve çeşitli dramatik oyunlar, sadece çocuğun eğitim ve gelişimine olanak tanımakla kalmaz, aynı zamanda onun fiziksel enerjisinin boşalmasına, geriliminden arınmasına da olanak sağlar. Çünkü anaokulu aynı zamanda doğal bir “terapi” ortamıdır. Tıpkı resim etkinliğinde olduğu gibi bu “oyun terapi”sinde çocuk, iç dünyasını ayrıntılarına kadar yansıtma fırsatı bulur. Bu yansıtma, çocuğun rahatlamasını sağlarken, öğretmene de çocuğun kişilik özellikleri ya da varsa sorunları hakkında ipucu verir.
Çocuğunuz okula başlarken:
*Seçtiğiniz kurumla ilgili ona bilgi vermeli, seçiminizdeki olumlu nedenleri sık sık dile getirmelisiniz.
*Kesinlikle okula başlama konusunda ısrarlı olun. Eğer kararsızsanız çocuğunuzu okula başlatmayın, çünkü o sizin karasızlığınız hissedecek ve bunu kullanacaktır. Bir kez başarısız bir deneyim yaşamış olmak çocuğunuzun tekrar okula başlamasında ve adaptasyon süresini daha da uzamasında temel olacaktır.
*Çocuğunuzu başlatacağınız kuruma duyduğunuz güveni her ortamda dile getirin, aksi bir hareket onun da okuluna ve öğretmenine güven duymamasına sebep olur ki bu da okulu reddetmesi için yeterli sebeptir.
*Vedalaşma sürenizi mümkün olduğunca kısa tutun. Bu süre uzadıkça birbirinizden ayrılmanız zorlaşacaktır. Çocuğunuz okula gitmemek için ne kadar gözyaşı dökerse döksün buna teslim olmayın. Bir kez teslim olmanız bundan sonraki tüm çabalarınızı başarısız kılacaktır. Bilin ki sizden koptuktan geç 5 dakika içerisinde gözyaşları son bulacaktır.
Sevgiyle kalın…
Kaynak.:Prof.Dr. Haluk Yavuzer
DENİZATI REHBERLİK BİRİMİ